Türkiye, jeolojik konumu itibarıyla aktif deprem kuşakları üzerinde yer almakta olup, tarihsel ve bilimsel veriler ülkemizin büyük bölümünün deprem riski altında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bilindiği üzere ülkemiz yüzölçümünün %95’i deprem kuşağında yer almaktadır. Bu rakamın yaklaşık % 44’lük kısmı 1. derece deprem kuşağı, yaklaşık %25’lik kısmı 2. derece deprem kuşağı ve ardından daha az riskli olan 3. ve 4. deprem kuşakları gelmektedir. Dünya’da ülkeler sıralamasında ise 35’nci sırada yer alarak “çok yüksek riskli” kategoride yer almaktadır.

Bu gerçeklik, yapı güvenliği konusunu yalnızca bir mühendislik problemi olmaktan çıkararak toplumsal ve kamusal bir sorumluluk alanına dönüştürmektedir. Artan nüfus, yoğun kentleşme ve mevcut yapı stokunun yaşlanması, kentsel dönüşüm uygulamalarını kaçınılmaz hale getirmiştir.
Mevcut Yapı Stoku ve Kentsel Dönüşüm Gerekliliği
Hızla artan nüfusun beraberinde getirdiği çevresel sorunlar ve yaşam kalitesindeki baskılar karşısında, kentlerin bu sorunlara uyum sağlayabilmek için kendilerini sürekli olarak yenilemeleri gerekmektedir. Türkiye’deki yapı stokunun ise önemli bir bölümü 1999 yılı öncesinde inşa edilmiş olup, güncel deprem yönetmelikleri ve çağdaş mühendislik standartları ile uyumlu değildir. Bu yapıların büyük kısmı, hem taşıyıcı sistem performansı hem de dayanıklılık açısından ciddi riskler barındırmaktadır.
Kentsel dönüşüm; ekonomik ömrünü tamamlamış, afet riski taşıyan veya sağlıksız yapılaşmanın bulunduğu alanların, güncel imar mevzuatı ve mühendislik esasları doğrultusunda yeniden ele alınması sürecidir. Bu süreçte yalnızca yapıların yenilenmesi değil; altyapı sistemlerinin güçlendirilmesi, sosyal alanların geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin artırılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla kentsel dönüşüm, şehirlerin bütüncül bir planlama anlayışıyla daha güvenli ve sürdürülebilir hale getirilmesini amaçlayan stratejik bir uygulamadır.
Kentsel Dönüşüm Projelerinde Su Yalıtımının Rolü
Kentsel ve yerinde dönüşüm projelerinde yapı güvenliğini doğrudan etkileyen en kritik başlıklardan biri su yalıtımıdır. Yapının taşıyıcı sisteminin başlangıç noktası olan temeller, aynı zamanda dış etkilere karşı en iyi şekilde korunması gereken yapı elemanlarıdır.
Saha uygulamalarında, özellikle yenilenen yapıların önemli bir kısmında su yalıtımıyla ilgili ciddi eksiklikler gözlemlenmektedir. Yalıtımsız temeller, hatalı detay çözümleri, kalite standardı bulunmayan malzemeler ve yeterli teknik bilgiye sahip olmayan uygulayıcılar tarafından yapılan işler, uzun vadede yapısal problemlere yol açan başlıca unsurlar arasında yer almaktadır.
Bu tür eksik veya hatalı uygulamalar kısa vadede belirgin sorunlara yol açmayabilir. Ancak yeraltı suları ve yağmur sularının etkisiyle taşıyıcı donatılarda korozyon oluşması kaçınılmazdır. Donatı korozyonu, betonarme elemanların taşıma kapasitesini düşürerek yapının deprem performansını ciddi şekilde zayıflatmaktadır.
Proof Tipi Su Yalıtım Sistemleri
Son yıllarda, özellikle temel ve bodrum kat uygulamalarında Proof tipi su yalıtım sistemlerinin kullanımı hızla artmaktadır. Proof tipi su yalıtım sistemleri, yapı temeli ile birlikte çalışan ve dıştan gelen suyun taşıyıcı sisteme ilerlemesini engelleyen sistemlerdir. Bu ürün grubu, hem uygulama süresinin kısalığı hem de sağladığı yapısal avantajlar sayesinde kentsel dönüşüm projelerinde tercih edilmektedir.

Proof tipi su yalıtım ürünleri, temel betonu ile bütünleşen yapıları sayesinde, suyun taşıyıcı sistem içerisine ilerlemesini engellemekte ve lateral su hareketini minimize etmektedir. Bu özellik, donatı korozyonunun önlenmesi açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır. Ayrıca bu sistemler, toplam inşaat maliyeti içerisinde oldukça düşük bir paya sahip olmalarına rağmen, yapı ömrü ve dayanımı açısından yüksek katma değer sunmaktadır.
Bununla birlikte, Proof tipi sistemlerin uygulama kolaylığı sunması, uzmanlık gerektirmediği anlamına gelmemektedir. Bu ürünlerin, teknik detaylara hâkim ve deneyimli uygulayıcılar tarafından uygulanması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca yapılan uygulamaların, ilgili teknik şartnamelere ve TS 11758-2 standardına uygunluğunun kontrol edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Denetim, Uygulama ve Sürdürülebilirlik
Kentsel dönüşüm projelerinde karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, su yalıtımı uygulamalarının yeterli düzeyde denetlenmemesidir. Denetim mekanizmalarının etkin çalışmaması, ciddi yapısal sorunlara yol açan uygulama hataların artmasına neden olmaktadır.
Bu nedenle, su yalıtımı uygulamalarının proje aşamasından başlayarak uygulama ve kabul süreçlerine kadar titizlikle denetlenmesi gerekmektedir. Doğru malzeme seçimi, teknik şartnamelere uygun uygulama ve etkin denetim mekanizmaları birlikte ele alındığında, kentsel dönüşüm projelerinin sürdürülebilirliği sağlanabilmektedir.

Sonuç olarak, deprem riski yüksek olan ülkemizde kentsel ve yerinde dönüşüm projeleri, güvenli yapılaşmanın temel bileşenlerinden biridir. Bu projelerde su yalıtımı, yalnızca bir tamamlayıcı uygulama değil; yapının uzun ömürlü, dayanıklı ve güvenli olmasını sağlayan temel bir unsurdur.
Doğru planlama, nitelikli mühendislik çözümleri ve standartlara uygun su yalıtımı uygulamaları ile hayata geçirilen kentsel dönüşüm projeleri, hem mevcut yapı stokunun yenilenmesine hem de gelecek nesiller için daha güvenli şehirlerin oluşturulmasına katkı sağlamaktadır.
Yapıların satın alma veya kullanım aşamasına geçilmeden önce, su yalıtımı performansının yeterliliğinin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, ilgili kurum ve kuruluşların yazılı ve görsel medya aracılığıyla bilgilendirici yayınlar ve farkındalık çalışmaları yürütmesi, su yalıtımının yapı güvenliği üzerindeki etkilerine ilişkin bilinç düzeyinin artırılmasını mümkün kılacaktır.
Standart İzolasyon olarak, kentsel dönüşüm projelerinde su yalıtımının doğru anlaşılması, doğru uygulanması ve etkin şekilde denetlenmesi amacıyla sektörel bilgilendirme çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
STANDART İZOLASYON A.Ş.
– Gökhan DAĞISTANLIOĞLU
Akdeniz Bölge Müdürü


